BERLİN
Utanç Duvarı yıkıldı görkemli bir başkent çıktı
Hitler’in başkent için biçilmiş kaftan gördüğü Berlin 1237’de kurulmuş ve adı bataklık anlamına geliyor. 1989’da yıkılan duvarın ardından birleşen iki Almanya’nın yeni başkenti oldu. Gün geçtikçe cazibesi artan bir dünya şehri. Yüzde 30’u parklardan oluşan, turistler için sürprizlerle dolu bir mücevher kutusu.
3, 5 milyon nüfuslu şehirde 460 bin göçmen yaşıyor. Türklerin sayısı 200 bini buluyor. 82 cami ve mescit var. Şehre mangal kültürünü Türkler getirmiş, izin verilmeyen yerde mangal yapma cezası 300 Euro. 270 kütüphane, 170 müze ve koleksiyon ziyarete açık. 150 konser mekanı arasında en ünlüsü, en çok bilet satılanı Berlin Filarmoni’nin salonu. Sokaklarındaki at kestanesi ağaçları, mide sancısı çeken atlara ilaç olması için 1585’te Osmanlılar tarafından gönderilmiş.
BERLİN’İN YILDIZLARI
Ku’damm: Tam ismiyle Kurfürstendamm Caddesi, şehrin merkezi. Caddedeki Kaiser Wilhelm Kilisesi, 1943’te bombaların kurbanı olmuş. Savaşın yarattığı acıları yansıtması için özellikle restore edilmemiş. Yanına modern çan kulesi dikmişler. Kentin ikiye bölündüğü dönemi yansıtan ve dört borudan oluşan Berlin heykeli de bu caddede.
Reichstag: Parlamento, kentin en ünlü binası. Fransızların savaş tazminatıyla 1894’te yapılmış. Cephesine 1916’da “Alman Halkına” yazısı eklenmiş 1945’te binaya çekilen Rus bayrağı, II. Dünya Savaşı’nın sonunu gösteren simgeye dönüşmüştü. Sir Norman Foster’ın yaptığı modern cam kubbe yapıya yepyeni görünüm kazandırdı. Sıra beklemeyi göze alırsanız, ücret ödemeden binanın çatısından şehri seyredebilirsiniz. Yanındaki Başbakanlık binasının üzerinde fizikçi Albert Einstein’ın sözü dikkat çekiyor: “İnsanlar devlet için değil, devlet insanlar için vardır.”
Brandenburg Kapısı: 1795’te tamamlanan yapı, Atina’daki Akropol’ün girişini anımsatıyor. Şehrin sembollerinden. Üstünde dört atlı arabasıyla Zafer Tanrıçası Nike’nin heykeli var.
Bergama Müzesi: Müzeler Adası denilen bölgede. Berlin Katedrali’nin bulunduğu bu alan UNESCO Dünya Kültürel Mirası Listesi’nde. Bergama (Pergamon) Müzesi ülkenin gözbebeği. Zeus Altarı’nı 19. yy’da Karl Humann, padişahın izniyle Bergama’dan Berlin’e taşımış. 2200 yıllık eserin ait olduğu topraklarda sergilenmemesi üzücü. İyi korunması, Türkiye’nin reklamını yapması tek avunma noktası. Humann, vasiyeti üzerine Bergama’nın Akropol’ünde gömülü! Müzede Priene, Milet ve Magnesia ad Meander’dan da (Söke yakınındaki Menderes Manisası) eserler var. Türkiye’den gitme İznik çinileri, Uşak halıları, Babil’in İştar Kapısı, Selçuk ve Hitit eserleri ise diğer ilgi çeken bölümlerde yer alıyor. Giriş 8
Euro.
Yahudi Anıtı ve Müzesi: Şehrin 170 bin Yahudisi’nden 5 bini savaştan kurtulabilmiş. Brandenburg Kapısı’nın yakınındaki anıt farklı boylardaki 2700 kolonun sıralanmasıyla oluşturulmuş. Müze ise insanoğlunun acımasızlığının kanıtlarıyla dolu.
Kreuzberg: 3,5 milyon nüfuslu şehrin, 200 bin nüfuslu Türk mahallesi. Küçük İstanbul denebilir. Türkçe tabelaların sıralandığı caddelerinde tek Almanca bilmeden yaşamak mümkün. Aslında bohem sanatçıların, eşcinsellerin merkeziydi. Hoşgörüleri sayesinde göçmen mahallesine dönüştü. Gül gibi geçinip gidiyorlar.
Checkpoint Charlie: Soğuk Savaş döneminde Doğu ve Batı Berlin’in sınır geçiş noktasıydı. 16-80 yaşlar arasındaki 180 kişi buradan Batı’ya kaçarken vurularak öldürüldü. 5 bin kişi de kaçmayı başardı. 1961’de yapılan 1989’da yıkılan 155 kilometrelik Berlin Duvarı’nın 45 kilometresi şehrin merkezinden geçiyordu. Buradaki müzede, kaçmak isteyenlerin ürettiği araçlar sergileniyor.
NE YENİR?
Vau: Kentin en ünlü restoranı. TV’de program yapan şef Kolja Kleeberg’e ait. Mönüsü Fransız Akdeniz mutfağı karması. Öğlen yemekleri daha ekonomik. (
www.vau-berlin.de) Lorenz Adlon: Brandenburg Kapısı’nın yanındaki Adlon Kempinski Hoteli’nde. Gurmelere Fransız mutfağının ürünlerini sunuyor. Çok lüks, pahalı. (
www.hotel-adlon.de) Margaux: Ünlü şef Michael Hoffmann’ın etkileyici dekorasyona sahip restoranında, Fransız mutfağı yeni buluşlarla sunuluyor. Tatlılar olağanüstü. (
www.margaux-berlin.de)